Hakan Hatipoğlu "Bizim dizi derbi maçını bile geçecek!"

Bizim dizi derbi maçını bile geçecek!


Onu "Var Mısın? Yok Musun? adlı yarışma programında sempatik tavırları ile tanıdık. Ardından Survivor da ne kadar atletik ve tuttuğunu koparan bir genç olduğunu gördük. Şu sıralar ise Behzat Ç.' adlı diziyle evlerimize konuk olan Hakan Hatipoğlu ile yeni projesi ve gelecek planları üzerine konuştuk...

Gizem ile kameralar karşısında başlayan aşkım önümüzdeki yıl güzel bir yaz düğünü ile taçlandırmak isteyen Hakan Hatipoğlu tam da göründüğü gibi aksiyon insanı. Rol aldığı diziye çok güveniyor. "Bizim dizimiz o gün oynanacak derbi maçlarını bile sollar" diyor.

'Behzat Ç.' dizi sektörüne hızlı bir giriş yaptı. Diziden ve karakterinizden biraz bahseder misiniz?

Gerek senaryo, gerekse oyuncu kadrosu olsun, profesyonel yapım firması ile birlikte her şey dört dörtlük. O yüzden Behzat Ç. bu senenin en iddialı yapımı. Şuna inanıyorum ki gün gelecek, pazar akşamı yayınlanan dizimiz o gün oynanacak bir derbi maçının bile önüne geçecek. Belki bizim diziye göre derbinin gününü değiştirebilirler! Ben Selim adlı karakteri oynuyorum. Cinayet büronun en acemi polislerinden biri. Biraz sıra dışı görüntüsü var; küpe takıyor, rahat tavırlar sergiliyor. Acemilikten dolayı biraz çekingen ama akıllı... Ofiste çalışan ve tek kadın olan Eda ile yakınlaşması var. Eda da Harun ile Selim arasında kalıyor. Aralarında, birbirine gıcık olma, tavır alma, hoşlanma gibi karışık duyguları barındıran bir aşk üçgeni var. Keyifli bir rol ve hazırlıklarımız çok iyi gitti.

Yakışıklı ve acemi polis Selim için ne gibi bir hazırlık yaptınız?

Silah tutmayı öğrendim ve gerçek silahla ateş ettim. O deneyimi yaşadıktan sonra, şu an oyuncak silahı tutarken bile nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığımın farkında oluyorum. Bu da role daha farklı ve özenli yaklaşmamı sağlıyor. Küçükken aklıma polis rolü oynayacağım gelmezdi ama her zaman polislere karşı çok büyük sevgim ve saygım vardı. Çok zor bir iş yapıvorlar. Maçlara sık giden biri olarak, polislerin ne kadar zor görevler yaptığını yakından görme fırsatım da oluyor. O yüzden bu rolü keyifle yapıyorum. Ayrıca sporcuyum ve çevik bir vücuda sahip olduğum için rolüme uyumda zorluk yaşamadım. Bunların dışında, dizimizde bizlere danışmanlık yapan eski bir polis müdürü var. Çünkü polis, soğukkanlı olmalı, çok hızlı tepkiler vermemeli, bazen iyi sorgu yapabilmeli ve iyi sonuçlar çıkarabilmeli. Onun dışında çalışkan olmalı, işini çok sevmeli, insanlarla iyi geçinmeli ve insan psikolojisinden anlamalı.

Dizi ekibiyle uyumunuz nasıl?

Zaten iyiydi ama ben iki gün önce bunu daha iyi anladım. Dizinin ilk bölümünü seyrettiğimde kendimden dolayı mutsuz oldum. Çünkü sonuçta ilk deneyimim ve bu yüzden çok başarılı olamayacağımı biliyordum. Ama bunu görmek beni biraz daha kamçıladı. Bunu paylaştığım bütün oyuncu ağabeylerim, ablalarım hepsi benimle tek tek konuşup; "Hakan canını sıkma, kötü olan bir şey yok. İlk bölüm olduğu için her şey çok farklıydı, sana yardımcı oluruz" dediler. Bu aralar, sahnelerimi farklı farklı çok iyi oyuncularla çalışıp sonra çekime giriyorum. Eminim ki insanlar, üçüncü dördüncü bölümden sonra daha farklı ve biraz daha rol yapabilen bir Hakan'ı izleyecekler ve farkı görecekler.

Selim rolü size teklif edildiğinde oyunculukta çok yeni olduğunuz için stres yaşadınız mı?

Bunu kabul ediyorum, bu işi bilmiyorum. Ben zaten sokaktaki biriydim. Belki popüler olduğum için buradayım ama bir yandan da oyunculuğu istediğim için dizideyim. İstiyorsam ve buradaysam bunu da en güzel şekilde öğrenip bunu sunmam lazım. O yüzden elimden geleni yapacağım ve belki belirli bir süre sonra Selim karakteri dizinin lokomotif karakterlerinden biri olacak.

Aksiyon ağırlıklı bir dizide oynamanızda sporcu fiziğinizin etkisi oldu mu?

Acun Bey her zaman "Bir aksiyon dizisi senin hem fizik hem da kafa yapın için çok doğru bir proje olur. Görürsün, sana öyle bir teklif gelecek" diyordu. Yine bildi. Ne zaman iddiaya girsek kazanıvor. Ben daha farklı bir rol düşünüyordum. Böyle bir rol geldiğinde, aklıma Acun Bey'in söyledikleri geldi. Geçenlerde rol gereği bir sandalyeye doğru ittirilip, üzerine düştüğüm sahneyi çektik. Bu sahne sırasında üzerine düştüğüm sandalye kırıldı ve sırtım boydan boya morluklar içerisinde kaldı. Ama ben zaten bunları istiyorum. İstiyorum ki yanımda fünyeler patlatılsın, bir yerden bir yere uçayım ya da yüksek bir yerden atlarken ateş edilsin.

Selim, Hollywoodvari bir polis mi olacak?

Selim çok acemi ama gerek görüntü, gerekse kafa yapısı olarak teşkilatın yüzü oldu. İlerleyen dönemlerde teşkilatın önemli polislerinden biri olacağını düşünüyorum. Biz Hollyvvood a değil Hollyvvood bize özensin. Çünkü bu iş, polislikle, halkını sevmekle, onunla iyi geçinmekle, onu korumakla ilgiliyse bence bunu Türklerden iyi kimse yapamaz.

Behzat Ç.'yi diğer polisiye dizilerinden farklı kılan neler var?

Diğer dizilere göre, çok daha karmaşık ama yerelleşmiş suçları inceleyen bir cinayet büro ekibinin hikâyesini anlatıyor. Ekibin başında da örneğine belki doksanlı yıllarda rastladığımız ama şimdi olmayan, çok başarılı, şahsına münhasır anti kahraman bir polis karakteri Behzat Ç. var.

30 yaşındasınız. İlerleyen zamanlar için kariyer anlamında bunun bir dezavantaj yaratacağını düşünüyor musunuz? "Geç kaldım" endişesi taşıyor musunuz?

Kesinlikle yok. Çünkü bir kere hissettiğim yaşın çok ilerisindeyim. Sporcu olduğum için görüntüm de daha genç duruyor. Kendimi hiç 30 gibi hissetmiyorum. O yüzden ben 23 ya da 25 yaşındayım. Hatta insanlar 'Var Mısın? Yok Musun'da beni görüp, "Bu çocuk nasıl bu kadar mantıklı konuşuyor ve kendisini güzel ifade ediyor" dediklerinde kafalarında 23 yaşında bir Hakan vardı. Halbuki Hakan 30 yaşında. Yani ben 30 yaşında düşünüp 20 yaşında görünen bir insanım.

Survivor yarışmacılarından Uğur Pektaş'ı 'Arka Sokaklar' isimli polisiye dizide izlemiştik. Siz de Survivor'dan sonra polisiye bir yapımda karşımıza çıkıyorsunuz. Bu tesadüfü neye bağlıyorsunuz?

Uğur, televizyonda beğenilmiş, atletik bulunmuş, koşmuş, zıplamış, rolünün hakkını vermiş biri. Ben de aynı şekilde Survivor'da birinci olmasam bile bir şekilde sivrildim. İnsanların ekranda görmek istedikleri biri olduğum için de rollerimiz benzer karakterlerde kesişti diyebiliriz. Ben böyle olduğunu düşünüyorum. Uğur'u da çok başarılı buluyorum. Onun oynadığı ilk bölümleri izleyince, benim de moralim düzeldi diyebilirim. O da ilk bölümlerde biraz tutuktu ve sonrasında toparlayarak iyi bir oyuncu oldu.

Bir aksiyon dizisi seçmenizin altında, profesyonel olarak sporla ilgilenmeniz yatıyor olabilir mi? Ne gibi faydalarını görüyorsunuz?

İkisinde de paralel şöyle bir nokta var: Sporcu insan kendisine çok güvenir. Bir polis de kendisine çok güvenmeli. Ben bir sporcu olduğum için, kendime hem fiziki hem de kafa yapısı olarak güveniyorum. Antrenmandan çıkıp eve giderken, sokağa bakıp evimi gördüğümde "Binaların üzerine basıp yürüyebilir miyim?" acaba diye düşünen bir insanım. İçimde böylesine bir enerji var. Polislik de bence kendine güven enerji ve sağlam bir vücut gerektiriyor. O yüzden çok benzer buluyorum. Fark olarak, sporda gol atmaya çalışırken, burada suçluları yakalamaya ve adalete teslim etmeye çalışıyoruz.

Behzat Ç. dizisinin geleceğini kendi açınızdan bakınca nasıl görüyorsunuz? Size ve Türkiye'deki polisiye dizilere neler getirecek?

Polisiye diziler çok arttı ve bu güzel de bir şey. Maalesef toplumumuz polisini bazen sever bazen de iyi geçinemez. Burada tabi ki sadece halkı da suçlamak yanlış ama iki taraf da belirli özverileri göstermediği için böyle oluyor. İki tarafın da birbirine ılımlı yaklaşması gerekiyor. Belki bu diziler sayesinde, polislerin her zaman insanların güvenliği ve rahatlığı için çalışan insanlar olduğu gerçeği gösterilerek halk bazında sempati kazanmaları sağlanabilir. Bu da dizilerin yapacağı bir sosval sorumluluk hareketi olur. Ben bu dizilerin artmasını biraz da buna bağlıyorum. Aynı zamanda yine diziler sayesinde halkın üzerine düşen sorumluluklar da anlatılabilir. Bir suçu ihbar etmek, suçun oluşmasını engellemek, suçlunun eşkâlini bir kenara yazmak gibi...

"ACUN ILICALI, TAM BİR BAŞARI HİKAYESİ"

Sosyal sorumluluk projeleri dendiğinde, engelliler için kurduğunuz 'senistersen' isimli siteniz akla geliyor...

Evet, ama bu konudan fazla bahsetmek istemiyorum. Çünkü ben bu projeyi 1.5-2 yıl devam ettirdim ancak hiçbir destek göremeyince, maalesef kapatmak zorunda kaldım. Bu iş için ayda 2.500 TL para harcıyordum ve ciddi bir paraydı. O yüzden bir yerden sonra destek de bulamadığım için küstüm.

Ünlü isimler sosyal sorumluluk konusunda yeteri kadar duyarlı mı?

Ben bunu tanınmayan biri olarak yapmıştım. Ama dünyaya baktığınız zaman her ünlünün bu tarz sosyal sorumluluk projelerinde bulunması gerekir. Bu illa ki bir projeyi alıp yapmak değildir. Mesela benim şöyle bir yaklaşımım var; Bir çocuk sokakta beni tanıyıp yanıma geldiğinde, ona 'Dişini fırçalıyor musun?' Erken yatıyorsun değil mi?' 'Spor yapıyor musun?' gibi sorular sorarak, onu spora ve sağlıklı yaşama teşvik edecek şeyler söylüyorum. Çünkü biliyorum ki bu çocuk, beni yaşına daha yakın olduğum ve televizyonda gördüğü için rol model olarak benimsemiş. Bana karşı bir sempatisi var. O yüzden ona bir şev söylediğimde dönüşü daha kolay ve çabuk olabilivor. Ben herkesin aldığı kadar bazı şeyleri vermesi gerektiğine de inanıyorum. Verici toplum, verici insanlar olmamız sadece ünlüler ve göz önünde olan insanlar için değil toplumun her kesimi için çok önemli.

Acun Ilıcalı sizin için ne anlam ifade ediyor?

Kesinlikle bir başarı hikâyesi; çok zeki ve halka inebilen bir insan. Acun Bey'i en çok öne çıkaran şey de onun halka inebilmesi. Birçok ünlü, onun geldiği noktada farklı şekilde davranırken, o hiçbir zaman değişmedi. Daha doğrusu, herkes onu çok sevdi. O yüzden, dediğim gibi halktan biri olması ve doğal olması onun en büyük avantajı. Nasıl diyeyim; aramızda çok farklı bir ilişki var. Onu gerçekten çok seviyorum.

Oyuncuların size yardımcı olduğunu söylemiştiniz. Eğitim konusunda ne gibi planlarınız var?

Şu aralar profesyonel olarak bir oyuncu koçu desteği almayı düşünüyorum. Herkes bana yardım edebilir ama birinin benden tam olarak sorumlu olması, aramak istediğim anda arayabilmem çok daha farklı bir şey. Bu dizi uzun soluklu olacağı için açıkçası hangi ara oyunculukla ilgili bir şey yapabilirim bilmiyorum ama Türkiye'de oyunculuk eğitimi almak istiyorum.

Dövmeleriniz göze çarpıyor. Bir oyuncu olarak bunun sıkıntısını yaşıyor musunuz?

Vücudumda çok dövme var ve bu konuda pişmanım. Çok açık söyleyeyim, oyuncu olacağımı bilseydim hiç birini yaptırmazdım. Düşünsenize kolunuzda bir sürü işaret var. Bir polisi de oynayabilirsiniz, gerekirse bir cami hocasını da... O yüzden esasında bir hata ama pişman mıyım? Oyunculuk anlamında pişmanım ama onun dışında vücudumdaki dövmeler hayatımın önemli anlarını simgeliyor. Yanımda taşımayı sevdiğim şeyler, o yüzden çok aradayım. "Sildirmeyi düşünür müsün?" diyorlar bazen. Açıkçası pek düşünmüyorum, zaten artık çok ileri makyaj teknolojileri var.

"ÖRNEK BİR ÇİFT OLMAYA ÇALIŞIYORUZ"

Survivor yarışmasında başlayan Gizem ve Hakan aşkı evliliğe doğru gidiyor. Kamera önünde başlayan bu ilişkiyi nasıl tanımlıyorsunuz ?

Gizem'le ben 'Var Mısın Yok Musun?'da tanıştım. Ancak daha sonrasında bir ilişki başladı. Esasında göz önünde olması ve böyle başlaması çok zor bir şey... Ama insanlar bizi sevmişler, çift olarak benimsemişler. Bizi, sokakta kavga eden çiftler gibi görmüyorlar. Bizi takip eden genç kitlemiz var. Bu insanlara karşı sorumluluk taşıyoruz. îki genç nasıl durmalı yan yanayken nasıl ilişki yaşamalılar... Biz buna Survivor'da dikkat ettik ve hala da dikkat ediyoruz. Kimse bizim için sokak ortasında kavga ediyordu ya da uygunsuz bir durumdalardı diyemez. Tartışacaksak bile bunu gözlerden uzak bir yerde yapıyoruz.

Nişan ve nikah süreciniz nasıl gidiyor?

Bir ay içerisinde nişan olacak. Nikâhı da inşallah yaz aylarında düşünüyoruz. Fatih Terim'in, Gizeme nikâh şahitliği için sözü var. Nikâha doğru arayacağız, inşallah kırmaz.

Milli bir sporcu olarak ülkemizde sadece birkaç spor dalının öne çıkması sizi rahatsız ediyor mu?

Sutopu dünyada sadece Slav ülkelerinde ve Macaristan'da öne çıkıyor. Türkiye'de maalesef amatör sporların bile en az bilineni. 12 Dev Adam'ın kazandığı başarı, Türkiye'nin reklamı açısından büyük bir başarı oldu. Bazı güreşçi, tekvandocu ya da atlet arkadaşlar çıkıp kendilerine gösterilen ilgisizlikten yakındılar. Bir tekvandocu çıkıp da "Ben 12 Dev Adam'ın yaşadığı başarıyı 12 kez yaşamışım ama onların dörtte biri ödül almışım" diyorsa bence burada hem o spora yapılan yatırımı hem de ödülün adil dağılımını sorgulamak gerekiyor.

Röportaj: Erdinç Yapan

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Sponsored by: Website Templates | Premium Wordpress Themes | consumer products. Thanks to blogger templates | Bloggerized by Dhampire